29 Temmuz 2009 Çarşamba

Mujdeler olsun, 3'leme tamamlandi!

Siz hic korku filmleri serilerinin 2 ile kaldigini gordunuz mu? Umarim bununla kalir dedigim, yeni bir kalp carpintisi ile aklimi basimdan aldi. Ustelik bu gunduz vakti yasandi. Olay soyle gelisti. Bizim mutfak kendi olcu birimlerimle konusmak gerekirse, 5 adima 2 adimdan olusmakta, yani biraz ufak, ama pratik. Pratik kisminin konuyla ilgisi yok, mutfagimi ovmek icin soyledim. Neyse, ben o gun elimdekileri yikamak uzere, lavaboya yaklasip, muslugu aciyordum ki, lavabonun bir ucundan digerine (gozunuzde canlandirmaniz icin sagdan sola) tam secemedigim bir yavru canavar bulasikligin altina girip gozden kayboldu. Neyse ki o saatlerde yan komsu henuz evine gelmiyor ve duvarlar kalin oldugu icin ses pek gecirmiyor, yoksa bizim evdeki camlarin titremesinden ciglik derecemi tespit edebilirdi. Ben derhal korku icinde resepsiyondaki Bay Jerry'i aradim. Adamcagiz, benim belgesel tadindaki hayattan ne derece zevk aldigimi artik biraz olsun bildigi icin, mutfakta yavru bir kertenkelenin aklimi aldigini derhal anlayip, hemen birini gonderecegini soyleyip kapatti. Ben ise gozlerimi ayirmadan olay mahallini takipte oldugum icin Bay Gil'in 3 dakika suren gelmesi bana sanki 3 saat gibi geldi. Adamcagiz gayet rahat, kelebek avlama filesi ile yavru kertenkeleyi eliyle tutarak aldi ve nereye koyayim diye bana saka bile yapti. (!) Bu arada kertenkeleler aslinda cok faydali yaratiklar, etraftaki bocekleri yiyip, kendi caplarinda dogal eleme meydana getirip, dolayli olarak beni mutlu ediyorlar (en iyi bocek, olu bocektir) ama mumkunse bunu benim evimin disinda yapmalari tercih sebebi, tabi. Sozlerimi, yeni bir "canli" vahsi yasam belgeseli ile karsilasmama umudu ile bitirirken, yazimi okuyanlari sevgiyle kucakliyorum :)

13 Temmuz 2009 Pazartesi

KKO (1 cm Boyundaki "Kirmizi Karinca Ordusu")

Dun gece ikinci defa nefis (!) gecelerimden birini yasadim. Son zamanlarda evde surekli karsilastigimiz kirmizi karincalar, bizde bir merak uyandirmisti; acaba nereden geliyorlar ve nereye gidiyorlardi. Ancak gunde 3-5 tane olunca cok fazla ustunde durmayip, hayatimiza devam etmistik, ta ki dun geceye kadar. Genellikle gece uyurken cok susarim ve ayni anda tuvalete gitme ihtiyacim olur, yani midemde hep ayni miktarda sivi olmasi sart gibi bir durum soz konusu. Sebebini bilmiyorum, ama gozlemlerim beni bu sonuca getirdi. Kisir dongu gibi. Dun gece de suyumu icmis, tuvalete gitmistim. Oturdugum yerde terligimle 1-2 karincayla basladim, sonra 5-6 tane karincayi karinca cennetine gonderdim. Bir bakmisim oldugum yerin cevresini karinca mezarligina cevirmisim... Olulere saygimdan dolayi, bari yerdeki karincalara basmayayim diye dusunurken, bir de baktim ki, klozetin ici kizil-kahverengi!  Abartmiyorum, dalga dalga bir hareketlenme soz konusu. 1 cm'lik kirmizi karinca ordusu banyomuzu istila etmis. Gecenin 2'sinde nazik cigligimla uyanan biricik Oncel'im, aklimi kacirmamam icin beni yatagin ustune cikmaya ikna etti. Ama bir de baktim ki, yatagimizin cevresi, hali, her yer fildir fildir gezinen 1 cm'lik yaratiklarla kapli. 

Bir gece onceden Lost izleyip yatmis olmanin pratik zakaligiyla, derhal elektrik supurgesini kapip yerdekileri vakumladim, tabi bu arada Oncel de banyodakilerin icabina bakti. Bu yazilarimdan dolayi hayvanlari sevmeyen biri gibi algilanmak istemem. Bilakis, cok severim ama 2'den az, 4'ten cok ayaklilara karsi pek sicak degilim. Kendi habitatimda sadece bildigim ve musademizi alan canlilarin yasamasi taraftariyim. Kapimin onunde yasayan kertenkeleye karismayip, hayatina mudahale etmiyorsam, onlar da bana karismasin isterim. 

Gece 2'de yapilan temizlik ardindan tekrar uyumak benim icin biraz zordu. Artik beni kitap gibi okuyan Oncel, "sen bu gece kesin kabus gorursun" diyerek geri uyudu ama gozumu takip eden 2 saat boyunca kirpmadigim icin kabus gormedim.  

Haseratli oykuler umarim bununla kalir.

Herkese sevgiler, Gizmocan

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Blogspot'un faydalari

Blogspot'a ilk baslarken amacim aileme ve sevdiklerime buradan havadisler vermek ve yasadiklarimi bir kenara not etmekti. Ancak yan faydalarini gun gectikce yasadim. Hic gormeden tanistigim 2 arkadasim oldu. Yakinda Almanya'dan buraya tasinacak olan Ozlem ve yaklasik 1,5 ay once Cidde'ye gelen Ferah :) 

Ferah'la aramizda karsilikli bir sevgi akisi oldu. Ne kadar sansliyim ki, iyi ve guzel insanlar hep beni buluyor. Bunun icin surekli Allah'a sukrediyorum. Ferah'cimla ilk mesajlasmadan, ilk telefon gorusmemize, hep mutlu oldum. 

Iki gunluk Istanbul seyahatimizde ayni Ferah gibi tatli annesi ile tanisma sansim oldu. Yarin da Ferah'la ilk kez gorusecegiz, ama sanki yillardir tanidigim bir arkadasimla bulusacak gibi hissediyorum. Simdiden cok heyecanliyim. Mutlulugumu sizlerle de buradan paylasmak istedim. :) 

Marhaban*

Ne kadar uzun bir sure miskinlik yapip yazmadim, tam hesaplamadim, ama cok oldugunun farkindayim. Mazeret degil, ama elim bilgisayara bir turlu gitmiyor, Internet baglantisi burada oldukca kotu. Bu yuzden kimi zaman insani cileden cikartiyor. Ben de sicaktan pek sabirli degilim sanirim, o yuzden bilgisayari neredeyse hic acmiyorum. Her neyse, artik bunlar geride kaldi. Bisiklete binmek gibi bir kere yapinca gerisi gelir diye umdugum bloglarima geri dondugumu bildirir, tum sevdiklerimi yeniden "Marhaban" (*Merhaba) diyerek selamlarim! :)

- Measselama (Hoscakalin) :))

17 Mayıs 2009 Pazar

Cidde'de Dogumgunu

Cok fena... artik ben yasimi soylerken yirmi kelimesiyle baslamayacagim.. "Otuz" diyecegim.. Bir sene sonra "Otuzbir" olacak, iki sene sonra "Otuziki" olacak ve bu boyle gidecek. Ruhunu 17'de dondurmus biri icin 30, oldukca korkutucu bir rakam. Ama Tunc'cugumun bana bu konudaki tavsiyesi oldukca cazip. "Neden yasini 29+1 diye dusunmuyorsun?" dedi, benim de cok hosuma gitti. Gecenlerde de Oncel'in birlikte calistigi Lubnan'li arkadaslari 15+15 onerisi getirdi. Dusununce sanirim bu daha cazip ;)

Simdi gelelim buradaki dogum gunu partime. Aslinda partimize. Nejat ve ben yakin tarihlerde dogdugumuz icin birlikte bir kutlama yapalim dedik. Pastalar tabi ki tarafimdan yapilmaliydi. Ama cok fazla ayakta kalmak hala belimi agrittigi icin ben isin kolayina kacip muffin yapayim, hem yemesi de daha pratik, tek kisilik olur diye dusundum, ama buyuk bir pasta yapmayi da ihmal etmedim.

 

Compound'un havuzbasinda yaptigimiz minik kutlamamiz oldukca keyifliydi, Oncel DJ'lik yapti, sevdigimiz arkadaslarimiz bizleri yalniz birakmadi, dans ettik, sohbet ettik, cocuklar gibi sendik. Darisi diger dogumgunlerinin basina :))

HastaHane 2

Gecen sefer size hastaneleri kisaca tanitmistim. Simdi biraz da doktorlardan bahsedelim. Yoga yaparken belimi incittigimi yazdigimi hatirliyorum. Ayaklarimi pergel gibi acip, oturdugum yerden saga ve sola tempolu bir sekilde nefes egzersizi yaparken, birden bir tik oldu ve ben kilitlendim. Gecer diye dusunmustum ama agrilar ve hareket edememem devam edince biz de 2. gun doktora gidelim dedik. Doktor rontgen cektirmemizi soyledi ve odasina neticeyle gittigimizde aynen su cumleleri kurdu: "Tam dusundugum gibi omurilikte kirik var, ameliyat 30 dakika surer, Elhamdulillah cok basariliyiz. Tarihe karar verdiginizde beni arayin." Simdi durup kendinizi benim yerime koyun. O kadar sasirdim ki (sadece sasirmadim, aptallastim), doktora agri kesici alayim mi, kas gevsetici sureyim mi, ya da korse taksam ise yarar mi? gibi basit sorular aklima gelmedi bile. Sok icinde doktorun odasindan cikinca ne yapacagimizi bilemiyorduk. Oncel annesini aradi, ben annemi aradim. Anneler birbirlerini aradi. Kisaca telefon operatorlerini o aksam biz zengin ettik. 

Rontgeni Turkiye'ye gonderdik. Rontgende gercekten omurilikte bir kirik oldugu tespit edildi, ancak bunun yeni degil 15 yil once oldugu soylendi. Spor yaparken belimi incitmisim ve farkina varmamisim. Ve saka gibi bu durum Suudi Arabistan'da ortaya cikiyor. Isi sansa birakmayan titiz Turk doktorlari bizden MR istedi ve gonderdigimizde neticelerimin temiz oldugu ortaya cikti. Bir hafta dinlenme neticesinde, agri kesici bile almadan yine eski halime donmustum. 

Ataturk ne demis, ben de aynisini diyorum: "Beni Turk doktorlarina emanet ediniz!" 

3 Mayıs 2009 Pazar

HastaHane

Daha once usuttugum icin gittim, dun de dermatoloji icin gittim, hatta bugun de dun yoga yaparken kendimi belimden sakatlayinca yeniden gidecegim; yeni ugrak yerim Saudi-German Hospital, yani Suudi-Alman Hastanesi. Ama adi ustunde degil, yani calisanlar ne Suudi'li ne de Alman. Burada oyle, kuruyorlar, gidiyorlar, bir tek isimleri kaliyor yadigar. Calisanlar genelde her yerdeki diger doktorlar gibi Hintli, Misirli ya da Suriye'li. 

Hastanedeki sistemleri cok basit. Alt katta ikamenizin bir fotokopisi ile kaydinizi yaptiriyorsunuz. Size uzerinde isminiz ve kayit numaranizin oldugu yesil renkte kredi karti gibi bir kart veriyorlar. Doktor ziyaretiniz icin randevu gerekmiyor, genelde aksam 6'dan 10'a kadar calisiyorlar. Bayanlara bayan doktor bakiyor; en azindan tercih sebebi oluyor. Doktorunuzu gormeden once vizite ucretinizi her katta bulunan resepsiyona oduyorsunuz. Size verilen yesil karti onlara veriyorsunuz; hani eskiden bizde de olan kredi karti slibi ceken makinalar vardi, sagdan soldan gecirirdik, onun gibi bir usulle kartinizin ustundeki kabartma bilgileriniz kagida cikiyor, size de sadece isminizin soylenmesini beklemek kaliyor. Olay bu kadar kolay. Yalniz doktor kalitesini cok tatmin edici buldugumu soyleyemeyecegim. Doktorlar neredeyse, fizyolojik problemleri kafamiza takmayarak cozum bulacagimizi soyleyecekler, o derece yani. 

Hastaneler ile ilgili diger detaylar ise oldukca gorulmeye deger, ama malesef fotograf cekemedim, siz gozunuzde canlandirin artik. Her bolumun kendi resepsiyonu var demistim, malum burasi da hastane, ama resepsiyon calisanlarinin zevkine gore dugun organizasyon sirketinin showroomu ya da cocuk odasinin bir bolumu gibi oldukca farkli konseptlerle sizi karsilayabiliyorlar. Tamam insan calistigi yeri benimsemeli, kendinden birseyler katmali ama kamuya bu kadar acik bir yerde bu kadar kisisellestirmek de bana bir tuhaf geldi.

Dun bir de doktorun verdigi ilaci almaya hastane girisindeki eczaneye gittik. Orada hayatimda gordugum en rukus adami gordum. Oncel'e caktirmadan cep telefonuyla fotografini cekmesi icin yalvardim ama yapmadi. Veznenin arkasindaki adamin nereli oldugu konusunda bir fikrim yok. Yani Arap diye gunahini alamam. Esmer tenli gencin giyimini tarif ediyorum. Siyah beyaz ince cizgili bir gomlek ile beyaz uzeri siyah puantiyeli bir kravat, tabi kravat kaymis vaziyette. Nasil? Begendiniz mi? O esnada hazir burdayken bir de goz doktoruna da ugramak gecti icimden ama sustum, evin yolunu tuttuk...