10 Mart 2010 Çarşamba

Tembel Gizem

Blogumun adini 'Tembel Gizem' olarak degistirmeye karar verdim. :) Dile kolay, yazi yazmayali neredeyse 8 ay olacak. Bu esnada neler yasadim kisaca ozetlemek gerekirse, buyrun asagidaki yaziyi okuyun...

Kadinlarin calismasi bu ulkede pek alisik olunmayan bir durum malum, ancak bendeniz ilk is deneyimimi bir "International School"da calisarak edinmis bulunuyorum. Uluslararasi dedigime bakmayin, buradaki butun okullar uluslararasi :) benim okulum genelde farkli Arap ulkelerinden (Misir, Lubnan, Suriye, Filistin, Urdun, vs.) gelip burada yasayan ailelerin cocuklarindan olusuyordu. Malum tum sosyal alanlarda oldugu gibi burada da (ilkokulda bile) kizlar ve erkekler ayri siniflarda ders aliyorlar. Bana da bir erkek ve bir kiz sinifi verdiler. Ben de ilkokul 2. sinif bu miniklerin ingilizce ogretmeni oldum. 

Bana basladigim ilk hafta henuz okul acilmadigindan, once bir egitim duzenlendi, ardindan da tum ingilizce ogretmenlerine bir sinif verilerek, onu belli bir konu ile dekore etmeleri istendi. Ben de sinifi 'bahce' fikri ile susledim. Okula basladigim ilk gunden itibaren sesimi kaybetmemden dolayi bu maceram sadece 2 hafta surdu ama cok hos bir ani biriktirmis oldum. 

Asagidaki kapidaki kelebekler tek tek kendi ellerimle tuylu tellerden yapilmis olup, ozenle tirnaklarimin arasina sicak silikon gire gire kapi ve duvarlara yapistirilmistir.



Bunlar da benim minik kiz ogrencilerim. Kendilerinden izin alarak bu fotografi cektim. Cunku fotograf bu ulkede oldukca hassas bir mevzu. Sadece 2 hafta ogrencilerle birlikte olmama ragmen, okuldan ayrilacagimi duyan veliler okulu arayip, "biz ogretmeni seviyoruz, ayrilmasin" demisler, gururumun oksandigini belirtmeliyim.  


Su an ne yaptigimi merak ediyorsaniz, okulun ilk gununde olusan ses tellerimin sisip, sesimin kisilmasindan dolayi artik sadece ozel ders veriyorum. Su an 10 yasinda Suudi bir oglan cocugu ogrencim var, ona Ingilizce dersi; benimle ayni yasta yine bir Suudi bayana da Turkce dersi veriyorum. 

Artik tembellik yok, soz daha sik yazacagim...

Gizmocan

30 Eylül 2009 Çarşamba

Blogspot

Degerli takipciler,

Blogspot megerse yazilari ilk olusturdugunuz tarihi kaydettigi icin, benim gecen ay taslak olarak yazdigim ve bu ay tamamladigim bazi yazilarimi eski tarihte yayimladi. Yani yeni yazilarim aslinda eski tarihte. Arada bir asagilara da bakin, olur mu?

Sevgiler, Gizem :)

3 Eylül 2009 Perşembe

30 Agustos

Insanin kalbi eger memleket sevgisiyle doluysa, bir sene de 50 kere de gitse ulkesine, uzakta olunca kiymeti bir ayri oluyor. Cok degil Agustos 22'de Cidde'ye donduk, aradan sadece 8 gun gecmesine ragmen, televizyonda 30 Agustos torenlerini salya sumuk izlerken, 2 kutu mendil tukettigimi farkettim. 

Aman Allah'im, o ne cosku, o ne gurur. Bir ara gorunmez olup, Org. Basbug'un askerlerine selamda duran kolunun altina girip destek olmak istedim. Askerleri gordukce agladim, bayragi gordukce agladim. Bir gun oncesinde de Nejat evinde saz calmisti ona aglamistim. Vucudum ciddi miktarda sivi tuketti anlayacaginiz. 

Ne mutlu ki boyle aglayacak kadar cok sevdigim bir ulkem var, ya olmasaydi? 

Ne mutlu Turk'um diyene! Ne mutlu Turk'um diyebilene!

Ramadan Kareem*

Alt-ust oluyormus, Ramazan'da burada hersey tersine donuyormus. Ben bile simdilik sadece bir gun oruc tutmama ragmen, sanki oruc tutan Araplar gibi gunu uyuyarak geciriyorum. Cunku duzen boyle oluyor. Yaziya dokulmemis kural gibi, gece gunduze, gunduz de gece donuveriyor. 

Ama itiraf edeyim, geceleri burasi inanilmaz. Istanbul trafigi gibi heryer canli, isil isil ve hareketli. Sanki is cikisindaymiscasina gece 1-2'de caddeler kalabalik. Isin komik yani yarasa yasam Araplar icin oldukca normal, gecenin 1 bucugunda telefonunuz calabiliyor ve hattin obur ucundaki Arap, bozulan Wii'nizin tamir oldugu bilgisini size verebiliyor. Gunduz cuvala mi girdi dusunuyorsunuz o an. Calisma saatleri de sahura kadar uzun burada. 

Peki ya gunduzleri ne yapiyorlar? Acik pek yer yok. Zaten disarda, normal zamanda gidebileceginiz cafe-restaurantlar var, onlar da Ramazan dolayisiyla kapali. Yemek ve icmek konusunda oldukca katilar. Sokakta elinizde su tasimanin cezasi hapis bile olabiliyor. Dolayisiyla oruc tutmasanizda, evinizde oturmuyorsaniz eger, tutmus kadar oluyorsunuz. 

Her ne kadar duzenler alt-ust olsa da, ben Arap Ramazan'ini sevsem de, yine de bizim Ramazan anlayisimis sanki daha bir ozel ve guzel. Daha paylasmaya yonelik. Bundan kastim, sadece ulkemizdeki sosyal hayatin degil, ayni zamanda Turkiye'de muslumanligin da daha medeni ve cagdas olarak yasandigini ve uygulandigini dusunmem. 

Herkese sevgiler ve *hayirli Ramazanlar :)

7 Ağustos 2009 Cuma

Cidde'de Gunbatimi

Cidde'de gunes denize batiyor, ve o kadar guzel bir manzara oluyor ki, Ankara'li denize hasret biri olarak, doya doya manzarayi icime depoluyorum. Oncel'le bir Persembe (bizim Cumartesi'miz) aksam uzeri, gunesi batirmaya once korfeze sonra da evimize yakin deniz kenarina gidelim dedik. Insanlarin burada yegane zevki deniz kenarina halilarini serip, yiyip icmek, saatlerce oturmak, sohbet etmek, etrafta gelen geceni izlemek. 

Buranin degisik ve inanilmaz sayidaki heykellerine yansiyan kizil isik altinda biz de bos bir bank aradik ve orada oturup, gelen gecenleri, jet-ski yapan gencleri ve esek kiralayanlari izledik. 

Bazi konularda Araplar da ayni bizim gibi iclerindeki safliklarini koruyorlar. Biz, gun batiminin ve birbirimizin fotograflarini cekip yerimize oturup manzarayi seyre koyuldugumuzda, minik bir Arap cocugu elinde bir kap dolusu kuruyemisle bize geldi. Biz tesekkur ederek, icinden birer ceviz, findik aldik. Ama cocuk hepsini bize getirmis. Yarim Arapcamizla, hepsinin bizim oldugunu anladik. Hemen onun da fotografini cektik. 

Cidde'de cidden gun cok keyifli batiyor. Yolunuz duserse, hatirlatin da sizi gun batimina gotureyim.

 


















Madein Saleh

Aylardir erteliyordum bu yaziyi. Sanki donem odevi yazacakmisim gibi geliyordu bana. Ama artik aylar gecti ve Turkiye'deki arkadaslarimiza ve ailemize anlattigimiz Madein Saleh'i sonunda resimlerle yaziya dokuyorum. Madein Saleh ismini ben buraya gelmeden acikcasi bilmiyordum. Cidde'nin yaklasik 800 km kuzeyinde bulunan bu yer, Unesco'nun "Dunya Mirasi" kabul ederek koruma altina aldigi bir bolge. Yani tarihi ve turistik degeri var. Ama malum Suudi Arabistan'da turist kavrami hac ve umreden ibaret oldugu icin buraya yalnizca Suudlar ve burada yasayan yabancilar (ozel izinle) girebiliyorlar. Urdun'deki Petra'nin devami niteligindeki Madein Saleh, ilk olarak sizi sanki bir film seti ya da tarih oncesi bir doneme alip goturuyor hissi yaratiyor. 

Burayi anlatmaya baslamadan once size yolculugumuzdan da kisaca bahsetmek istiyorum. Bu gezimize sadece 1 hafta sonu, yani 1,5 gun ayirdigimiz icin toplamda 1900 km'lik yolculugumuzun oldukca yogun oldugunu soylememe gerek yok sanirim. Medine uzerinden ulastigimiz Madein Saleh'e giderken hic beklemedigimiz bir surpriz bizi bekliyordu. Ben geldigimden beri deve gorememenin hayal kirikligini yasayarak, surekli deve sayiklayip, "Hani nerde bu develer?" diye aranirken, karsimiza - hem de otobanda - bir maymun cetesi cikti. Saka degil, bu maymunlar serbestce dolasip, otobanda karsidan karsiya gecip, kendilerini izlemek icin duran arabalardan cips paketleri, sandvicler ve turlu yiyecek malzemelerini harac olarak kesiyorlar. Eger siz onlara findik fistik vermeyi gonullu kabul etmezseniz de, acik bulduklari camlardan ellerini kollarini uzatarak, ne bulurlarsa cekip aliyorlar. Ozetle, minik capli bir "Maymunlar Cehenneminden Kacis" filminin kahramanlari olup, fistiklarimizi gonullu olarak onlara firlatmak suretiyle (kafalarina degil, onlerine), oradan ayrildik. Geride cektigimiz asagidaki kareler kaldi. Ben Arap hukumetinin yerinde olsam, bu maymunlara ozel kilotlar giydirirdim, zira bulundugumuz sure icinde, seriat kurallarina oldukca ters gelecek sekilde, hem de yol kenarinda, ulu orta, nufuslarini arttirmaktaydilar. Tabi ki bunun kanitlari bende mevcut ama kamuya acik bir ortamda onlari yayinlamiyorum. 




Yolumuzun Medine'den gectigini soylemistim. Iste bu resimde gordukleriniz de Medine'deki sadece muslumanlarin girebildigi "Harem Bolgesi'nin" sinirlarindan biri. Bunlardan yuzlerce var. Her birinin uzerinde de rakamlar var. 

i

Geldik Madein Saleh'e. Gece 10 gibi varabildigimiz icin biz 2. gune baslamistik bile. Bu gordugunuz muhtesem yapitlar o denem yasayan ailelerin mezarlari olarak kullaniliyormus. Tabi varlik durumuna gore sade yapilardan sasali yapilara denk bir dizi cesit gormek mumkun. Ailenin tum fertleri ayni mezar evlere gomulmekteymis. Ama gunumude oldugu gibi onlarda da bas kibleye bakar, ya da herkes ayni hizada yatar gibi bir kavram yok, ranza gibi duvarlari oyup, duvar kenarlarinda birbiri ardina yatiriyorlarmis cenazeleri. Cember cizer gibi. 

Ben sizi varlikli ailelerin mezarlarinin fotograflarini gostermek istiyorum. Malum digerlerinde gosterecek pek oyma kakma yok. 





Bu da biz. Tiril tiril t-shirt'uyle Oncel ve yakici, kavurucu sicakta siyah abayamla ben. Neyseki basimi sapkayla kapatmam yetti, yoksa oracikta kurdesen olacaktim. 



Asagidaki fotograf da bizim tarihimizin bir parcasi. Osmanlilar Hicaz demiryolunu buraya kadar getirmisler. 







Bu da ruzgarin ufleyerek yaptigi fil kayasi. Sanki kucuk gibi gorundugune bakmayin, alttaki fotografta Oncel'i gorebiliyor musunuz? 





Sonunda mutlu son. En nihayet deveyi gorduk. Aslinda daha once yolda gormusuz, ben arka koltukta yatmis uyuyordum, sadece sallandigimizi ve Oncel'le Nejat'in sakin panigini hatirliyorum. Gece Madein Saleh'e varmak uzereyken, zifiri karanlik yolda, 3 araba konvoy halinde giderken, en ondeki Hasim abinin arabasi ve ardindan Suat'in arabasinin manevrasini bir isaret olarak alan Nejat, kivrak bir hamleyle bizi yolun ortasinda saskin saskin duran develere carpmaktan son anda kurtardilar. Deve tuyu isigi absorbe ettigi icin yansitmazmis ve dolayisiyla son anda farkedildigi icin develere carpmak kacinilmaz olurmus. Allah bizi seviyormus. Ben aslinda sonunda deve gordugum icin mutlu olacaktim ama durumun vahametini anladiktan sonra sesimi cikarmadim. Neyseki 2. gunumuzde deve gorduk de, icimde kalmamis oldu. 



Bu da tepeden Madein Saleh manzarasi. Sanildigi kadar kurak gozukmuyor bolge, degil mi? 



Hoscakalin... :))

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Mujdeler olsun, 3'leme tamamlandi!

Siz hic korku filmleri serilerinin 2 ile kaldigini gordunuz mu? Umarim bununla kalir dedigim, yeni bir kalp carpintisi ile aklimi basimdan aldi. Ustelik bu gunduz vakti yasandi. Olay soyle gelisti. Bizim mutfak kendi olcu birimlerimle konusmak gerekirse, 5 adima 2 adimdan olusmakta, yani biraz ufak, ama pratik. Pratik kisminin konuyla ilgisi yok, mutfagimi ovmek icin soyledim. Neyse, ben o gun elimdekileri yikamak uzere, lavaboya yaklasip, muslugu aciyordum ki, lavabonun bir ucundan digerine (gozunuzde canlandirmaniz icin sagdan sola) tam secemedigim bir yavru canavar bulasikligin altina girip gozden kayboldu. Neyse ki o saatlerde yan komsu henuz evine gelmiyor ve duvarlar kalin oldugu icin ses pek gecirmiyor, yoksa bizim evdeki camlarin titremesinden ciglik derecemi tespit edebilirdi. Ben derhal korku icinde resepsiyondaki Bay Jerry'i aradim. Adamcagiz, benim belgesel tadindaki hayattan ne derece zevk aldigimi artik biraz olsun bildigi icin, mutfakta yavru bir kertenkelenin aklimi aldigini derhal anlayip, hemen birini gonderecegini soyleyip kapatti. Ben ise gozlerimi ayirmadan olay mahallini takipte oldugum icin Bay Gil'in 3 dakika suren gelmesi bana sanki 3 saat gibi geldi. Adamcagiz gayet rahat, kelebek avlama filesi ile yavru kertenkeleyi eliyle tutarak aldi ve nereye koyayim diye bana saka bile yapti. (!) Bu arada kertenkeleler aslinda cok faydali yaratiklar, etraftaki bocekleri yiyip, kendi caplarinda dogal eleme meydana getirip, dolayli olarak beni mutlu ediyorlar (en iyi bocek, olu bocektir) ama mumkunse bunu benim evimin disinda yapmalari tercih sebebi, tabi. Sozlerimi, yeni bir "canli" vahsi yasam belgeseli ile karsilasmama umudu ile bitirirken, yazimi okuyanlari sevgiyle kucakliyorum :)