27 Aralık 2010 Pazartesi

Long live the King! - Tanri Kral'i korusun!

Sanmayin ki bu yazi Michael Jackson'la ilgili... Evet kendisi Pop'un krali ama benim bahsedecegim Suudi Arabistan'in krali..
Son zamanlarda burada yasananlar oldukca umut verici. Normal sartlarda "Aman bunun nesi var ki?" diyeceginiz konular hayatinizin baslica engeli olunca, buradaki bebek adimlari, insanlik icin buyuk basamaklara donusuyor. Mesela, yavas yavas artik kadinlar araba kullanirken gorulmeye baslandi. Hatta buyuk supermarketlerdeki kasalarda kadinlar da calismaya basladilar. Size komik geliyor olabilir ama burasi icin gercekten genis bir "Wouuww!" tepkisini hakeden gelismeler bunlar..
Birkac yil icinde kadinlar farkli sektorlere el atabilir ve konularinda erkeklere fark dahi atabilirler. Uyuyan potansiyelden korkun derim. Umarim da oyle olur. Tum bunlarin Kral'in sayesinde oldugunu hatirlatmak isterim. O yuzden birkez daha Tanri Kral'i korusun!

11 Nisan 2010 Pazar

Umre'ci Teyzeler, Amcalar ve Duskirikligi...

Umre sezonu acildi. Dini gorevlerini yerine getirmek isteyen bir cok Musluman da Arabistan'a akin etmeye basladi. Allah herkesin dualarini kabul etsin. Bugun anneannecigimi kaybedeli tam 2 yil oldu. O yuzden bugunlerde hem onu, hem de dedemi ozlemenin verdigi huzun tum bedenimi kaplamisken, market alisverisi yapmak icin gittigimiz Red Sea Mall'da Umre'ci teyze ve amcalari gorunce hemen yanlarina gitmek istedim. O sirada aklimdan neler geciriyorum; acaba dedem de Hac icin geldiginde benim gibi bir Turk gidip yanina "Amca, Turk musun? Allah kabul etsin, bir ihtiyacin var mi?" demis midir? Ya da acaba sadece kendi memleketlerinden olan birini gormek onlari heyecanlandirip mutlu eder mi? Gibi dusunceler beynimde ucusurken, bir yandan da iyice globallesen dunyada her an her yerde Turk birine rastlamak mumkun oldugunun bilincindeyim. Benim bu dusuncelerim oldukca romantik kaliyor, ama kalbim ve ruhum hep boyle olacak, onun da farkindayim. 

Bu dusuncelerle, kucuk Arap cocuklari seven, 2 amca ve 2 teyzenin yanina gidip, "Merhaba Turk musunuz?" dedim. Amcalar hic istiflerini bozmadilar, bizi farketmediler bile, koyu sohbetlerine devam ettiler. Teyzeler ise hic sasirmadan, "merhaba" deyip, bir tanesi bize buradaki yasam, is kosullari, Oncel'le ne uzerine calistigi vs. hakkinda yuzeysel sorular sordu. Diger teyze ise, gurbette olan kizini yanina oglunu da gondereceginden, aslen Kars'li olduklarindan ama kizinin benden buyuk insanlara ders verdiginden ve Corlu'da yasadigindan, gurbetin ne kadar zor oldugunu bildiginden ve daha su an hatirlamadigim, bir suru ailevi detayindan bahsetti. Daha sonra en azindan mantikli soru soran teyzeye kocasi soru sorup bizle ilgisini kesince, biz de "Bize musade, Allah kabul etsin" diyip yanlarindan ayrildik. Benim tum heyecanim kaya gorunumunde ama aslinda topaklasmis kum gibi dagilirken, Oncel de "ben sana demistim, gereksiz oldu dedi". Gercekten de sanki biz orada kendimizi gostermek istiyoruz gibi bir durum oldu. Oysa tamamen naif duygularla bu yasli amca ve teyzelere merhaba demek istemistim ve bunun icin Oncel'i de suruklemistim. Bu garip durumu sizlerle paylasmak istedim. 

10 Mart 2010 Çarşamba

Tembel Gizem

Blogumun adini 'Tembel Gizem' olarak degistirmeye karar verdim. :) Dile kolay, yazi yazmayali neredeyse 8 ay olacak. Bu esnada neler yasadim kisaca ozetlemek gerekirse, buyrun asagidaki yaziyi okuyun...

Kadinlarin calismasi bu ulkede pek alisik olunmayan bir durum malum, ancak bendeniz ilk is deneyimimi bir "International School"da calisarak edinmis bulunuyorum. Uluslararasi dedigime bakmayin, buradaki butun okullar uluslararasi :) benim okulum genelde farkli Arap ulkelerinden (Misir, Lubnan, Suriye, Filistin, Urdun, vs.) gelip burada yasayan ailelerin cocuklarindan olusuyordu. Malum tum sosyal alanlarda oldugu gibi burada da (ilkokulda bile) kizlar ve erkekler ayri siniflarda ders aliyorlar. Bana da bir erkek ve bir kiz sinifi verdiler. Ben de ilkokul 2. sinif bu miniklerin ingilizce ogretmeni oldum. 

Bana basladigim ilk hafta henuz okul acilmadigindan, once bir egitim duzenlendi, ardindan da tum ingilizce ogretmenlerine bir sinif verilerek, onu belli bir konu ile dekore etmeleri istendi. Ben de sinifi 'bahce' fikri ile susledim. Okula basladigim ilk gunden itibaren sesimi kaybetmemden dolayi bu maceram sadece 2 hafta surdu ama cok hos bir ani biriktirmis oldum. 

Asagidaki kapidaki kelebekler tek tek kendi ellerimle tuylu tellerden yapilmis olup, ozenle tirnaklarimin arasina sicak silikon gire gire kapi ve duvarlara yapistirilmistir.



Bunlar da benim minik kiz ogrencilerim. Kendilerinden izin alarak bu fotografi cektim. Cunku fotograf bu ulkede oldukca hassas bir mevzu. Sadece 2 hafta ogrencilerle birlikte olmama ragmen, okuldan ayrilacagimi duyan veliler okulu arayip, "biz ogretmeni seviyoruz, ayrilmasin" demisler, gururumun oksandigini belirtmeliyim.  


Su an ne yaptigimi merak ediyorsaniz, okulun ilk gununde olusan ses tellerimin sisip, sesimin kisilmasindan dolayi artik sadece ozel ders veriyorum. Su an 10 yasinda Suudi bir oglan cocugu ogrencim var, ona Ingilizce dersi; benimle ayni yasta yine bir Suudi bayana da Turkce dersi veriyorum. 

Artik tembellik yok, soz daha sik yazacagim...

Gizmocan

30 Eylül 2009 Çarşamba

Blogspot

Degerli takipciler,

Blogspot megerse yazilari ilk olusturdugunuz tarihi kaydettigi icin, benim gecen ay taslak olarak yazdigim ve bu ay tamamladigim bazi yazilarimi eski tarihte yayimladi. Yani yeni yazilarim aslinda eski tarihte. Arada bir asagilara da bakin, olur mu?

Sevgiler, Gizem :)

3 Eylül 2009 Perşembe

30 Agustos

Insanin kalbi eger memleket sevgisiyle doluysa, bir sene de 50 kere de gitse ulkesine, uzakta olunca kiymeti bir ayri oluyor. Cok degil Agustos 22'de Cidde'ye donduk, aradan sadece 8 gun gecmesine ragmen, televizyonda 30 Agustos torenlerini salya sumuk izlerken, 2 kutu mendil tukettigimi farkettim. 

Aman Allah'im, o ne cosku, o ne gurur. Bir ara gorunmez olup, Org. Basbug'un askerlerine selamda duran kolunun altina girip destek olmak istedim. Askerleri gordukce agladim, bayragi gordukce agladim. Bir gun oncesinde de Nejat evinde saz calmisti ona aglamistim. Vucudum ciddi miktarda sivi tuketti anlayacaginiz. 

Ne mutlu ki boyle aglayacak kadar cok sevdigim bir ulkem var, ya olmasaydi? 

Ne mutlu Turk'um diyene! Ne mutlu Turk'um diyebilene!

Ramadan Kareem*

Alt-ust oluyormus, Ramazan'da burada hersey tersine donuyormus. Ben bile simdilik sadece bir gun oruc tutmama ragmen, sanki oruc tutan Araplar gibi gunu uyuyarak geciriyorum. Cunku duzen boyle oluyor. Yaziya dokulmemis kural gibi, gece gunduze, gunduz de gece donuveriyor. 

Ama itiraf edeyim, geceleri burasi inanilmaz. Istanbul trafigi gibi heryer canli, isil isil ve hareketli. Sanki is cikisindaymiscasina gece 1-2'de caddeler kalabalik. Isin komik yani yarasa yasam Araplar icin oldukca normal, gecenin 1 bucugunda telefonunuz calabiliyor ve hattin obur ucundaki Arap, bozulan Wii'nizin tamir oldugu bilgisini size verebiliyor. Gunduz cuvala mi girdi dusunuyorsunuz o an. Calisma saatleri de sahura kadar uzun burada. 

Peki ya gunduzleri ne yapiyorlar? Acik pek yer yok. Zaten disarda, normal zamanda gidebileceginiz cafe-restaurantlar var, onlar da Ramazan dolayisiyla kapali. Yemek ve icmek konusunda oldukca katilar. Sokakta elinizde su tasimanin cezasi hapis bile olabiliyor. Dolayisiyla oruc tutmasanizda, evinizde oturmuyorsaniz eger, tutmus kadar oluyorsunuz. 

Her ne kadar duzenler alt-ust olsa da, ben Arap Ramazan'ini sevsem de, yine de bizim Ramazan anlayisimis sanki daha bir ozel ve guzel. Daha paylasmaya yonelik. Bundan kastim, sadece ulkemizdeki sosyal hayatin degil, ayni zamanda Turkiye'de muslumanligin da daha medeni ve cagdas olarak yasandigini ve uygulandigini dusunmem. 

Herkese sevgiler ve *hayirli Ramazanlar :)

7 Ağustos 2009 Cuma

Cidde'de Gunbatimi

Cidde'de gunes denize batiyor, ve o kadar guzel bir manzara oluyor ki, Ankara'li denize hasret biri olarak, doya doya manzarayi icime depoluyorum. Oncel'le bir Persembe (bizim Cumartesi'miz) aksam uzeri, gunesi batirmaya once korfeze sonra da evimize yakin deniz kenarina gidelim dedik. Insanlarin burada yegane zevki deniz kenarina halilarini serip, yiyip icmek, saatlerce oturmak, sohbet etmek, etrafta gelen geceni izlemek. 

Buranin degisik ve inanilmaz sayidaki heykellerine yansiyan kizil isik altinda biz de bos bir bank aradik ve orada oturup, gelen gecenleri, jet-ski yapan gencleri ve esek kiralayanlari izledik. 

Bazi konularda Araplar da ayni bizim gibi iclerindeki safliklarini koruyorlar. Biz, gun batiminin ve birbirimizin fotograflarini cekip yerimize oturup manzarayi seyre koyuldugumuzda, minik bir Arap cocugu elinde bir kap dolusu kuruyemisle bize geldi. Biz tesekkur ederek, icinden birer ceviz, findik aldik. Ama cocuk hepsini bize getirmis. Yarim Arapcamizla, hepsinin bizim oldugunu anladik. Hemen onun da fotografini cektik. 

Cidde'de cidden gun cok keyifli batiyor. Yolunuz duserse, hatirlatin da sizi gun batimina gotureyim.

 


















Madein Saleh

Aylardir erteliyordum bu yaziyi. Sanki donem odevi yazacakmisim gibi geliyordu bana. Ama artik aylar gecti ve Turkiye'deki arkadaslarimiza ve ailemize anlattigimiz Madein Saleh'i sonunda resimlerle yaziya dokuyorum. Madein Saleh ismini ben buraya gelmeden acikcasi bilmiyordum. Cidde'nin yaklasik 800 km kuzeyinde bulunan bu yer, Unesco'nun "Dunya Mirasi" kabul ederek koruma altina aldigi bir bolge. Yani tarihi ve turistik degeri var. Ama malum Suudi Arabistan'da turist kavrami hac ve umreden ibaret oldugu icin buraya yalnizca Suudlar ve burada yasayan yabancilar (ozel izinle) girebiliyorlar. Urdun'deki Petra'nin devami niteligindeki Madein Saleh, ilk olarak sizi sanki bir film seti ya da tarih oncesi bir doneme alip goturuyor hissi yaratiyor. 

Burayi anlatmaya baslamadan once size yolculugumuzdan da kisaca bahsetmek istiyorum. Bu gezimize sadece 1 hafta sonu, yani 1,5 gun ayirdigimiz icin toplamda 1900 km'lik yolculugumuzun oldukca yogun oldugunu soylememe gerek yok sanirim. Medine uzerinden ulastigimiz Madein Saleh'e giderken hic beklemedigimiz bir surpriz bizi bekliyordu. Ben geldigimden beri deve gorememenin hayal kirikligini yasayarak, surekli deve sayiklayip, "Hani nerde bu develer?" diye aranirken, karsimiza - hem de otobanda - bir maymun cetesi cikti. Saka degil, bu maymunlar serbestce dolasip, otobanda karsidan karsiya gecip, kendilerini izlemek icin duran arabalardan cips paketleri, sandvicler ve turlu yiyecek malzemelerini harac olarak kesiyorlar. Eger siz onlara findik fistik vermeyi gonullu kabul etmezseniz de, acik bulduklari camlardan ellerini kollarini uzatarak, ne bulurlarsa cekip aliyorlar. Ozetle, minik capli bir "Maymunlar Cehenneminden Kacis" filminin kahramanlari olup, fistiklarimizi gonullu olarak onlara firlatmak suretiyle (kafalarina degil, onlerine), oradan ayrildik. Geride cektigimiz asagidaki kareler kaldi. Ben Arap hukumetinin yerinde olsam, bu maymunlara ozel kilotlar giydirirdim, zira bulundugumuz sure icinde, seriat kurallarina oldukca ters gelecek sekilde, hem de yol kenarinda, ulu orta, nufuslarini arttirmaktaydilar. Tabi ki bunun kanitlari bende mevcut ama kamuya acik bir ortamda onlari yayinlamiyorum. 




Yolumuzun Medine'den gectigini soylemistim. Iste bu resimde gordukleriniz de Medine'deki sadece muslumanlarin girebildigi "Harem Bolgesi'nin" sinirlarindan biri. Bunlardan yuzlerce var. Her birinin uzerinde de rakamlar var. 

i

Geldik Madein Saleh'e. Gece 10 gibi varabildigimiz icin biz 2. gune baslamistik bile. Bu gordugunuz muhtesem yapitlar o denem yasayan ailelerin mezarlari olarak kullaniliyormus. Tabi varlik durumuna gore sade yapilardan sasali yapilara denk bir dizi cesit gormek mumkun. Ailenin tum fertleri ayni mezar evlere gomulmekteymis. Ama gunumude oldugu gibi onlarda da bas kibleye bakar, ya da herkes ayni hizada yatar gibi bir kavram yok, ranza gibi duvarlari oyup, duvar kenarlarinda birbiri ardina yatiriyorlarmis cenazeleri. Cember cizer gibi. 

Ben sizi varlikli ailelerin mezarlarinin fotograflarini gostermek istiyorum. Malum digerlerinde gosterecek pek oyma kakma yok. 





Bu da biz. Tiril tiril t-shirt'uyle Oncel ve yakici, kavurucu sicakta siyah abayamla ben. Neyseki basimi sapkayla kapatmam yetti, yoksa oracikta kurdesen olacaktim. 



Asagidaki fotograf da bizim tarihimizin bir parcasi. Osmanlilar Hicaz demiryolunu buraya kadar getirmisler. 







Bu da ruzgarin ufleyerek yaptigi fil kayasi. Sanki kucuk gibi gorundugune bakmayin, alttaki fotografta Oncel'i gorebiliyor musunuz? 





Sonunda mutlu son. En nihayet deveyi gorduk. Aslinda daha once yolda gormusuz, ben arka koltukta yatmis uyuyordum, sadece sallandigimizi ve Oncel'le Nejat'in sakin panigini hatirliyorum. Gece Madein Saleh'e varmak uzereyken, zifiri karanlik yolda, 3 araba konvoy halinde giderken, en ondeki Hasim abinin arabasi ve ardindan Suat'in arabasinin manevrasini bir isaret olarak alan Nejat, kivrak bir hamleyle bizi yolun ortasinda saskin saskin duran develere carpmaktan son anda kurtardilar. Deve tuyu isigi absorbe ettigi icin yansitmazmis ve dolayisiyla son anda farkedildigi icin develere carpmak kacinilmaz olurmus. Allah bizi seviyormus. Ben aslinda sonunda deve gordugum icin mutlu olacaktim ama durumun vahametini anladiktan sonra sesimi cikarmadim. Neyseki 2. gunumuzde deve gorduk de, icimde kalmamis oldu. 



Bu da tepeden Madein Saleh manzarasi. Sanildigi kadar kurak gozukmuyor bolge, degil mi? 



Hoscakalin... :))

29 Temmuz 2009 Çarşamba

Mujdeler olsun, 3'leme tamamlandi!

Siz hic korku filmleri serilerinin 2 ile kaldigini gordunuz mu? Umarim bununla kalir dedigim, yeni bir kalp carpintisi ile aklimi basimdan aldi. Ustelik bu gunduz vakti yasandi. Olay soyle gelisti. Bizim mutfak kendi olcu birimlerimle konusmak gerekirse, 5 adima 2 adimdan olusmakta, yani biraz ufak, ama pratik. Pratik kisminin konuyla ilgisi yok, mutfagimi ovmek icin soyledim. Neyse, ben o gun elimdekileri yikamak uzere, lavaboya yaklasip, muslugu aciyordum ki, lavabonun bir ucundan digerine (gozunuzde canlandirmaniz icin sagdan sola) tam secemedigim bir yavru canavar bulasikligin altina girip gozden kayboldu. Neyse ki o saatlerde yan komsu henuz evine gelmiyor ve duvarlar kalin oldugu icin ses pek gecirmiyor, yoksa bizim evdeki camlarin titremesinden ciglik derecemi tespit edebilirdi. Ben derhal korku icinde resepsiyondaki Bay Jerry'i aradim. Adamcagiz, benim belgesel tadindaki hayattan ne derece zevk aldigimi artik biraz olsun bildigi icin, mutfakta yavru bir kertenkelenin aklimi aldigini derhal anlayip, hemen birini gonderecegini soyleyip kapatti. Ben ise gozlerimi ayirmadan olay mahallini takipte oldugum icin Bay Gil'in 3 dakika suren gelmesi bana sanki 3 saat gibi geldi. Adamcagiz gayet rahat, kelebek avlama filesi ile yavru kertenkeleyi eliyle tutarak aldi ve nereye koyayim diye bana saka bile yapti. (!) Bu arada kertenkeleler aslinda cok faydali yaratiklar, etraftaki bocekleri yiyip, kendi caplarinda dogal eleme meydana getirip, dolayli olarak beni mutlu ediyorlar (en iyi bocek, olu bocektir) ama mumkunse bunu benim evimin disinda yapmalari tercih sebebi, tabi. Sozlerimi, yeni bir "canli" vahsi yasam belgeseli ile karsilasmama umudu ile bitirirken, yazimi okuyanlari sevgiyle kucakliyorum :)

13 Temmuz 2009 Pazartesi

KKO (1 cm Boyundaki "Kirmizi Karinca Ordusu")

Dun gece ikinci defa nefis (!) gecelerimden birini yasadim. Son zamanlarda evde surekli karsilastigimiz kirmizi karincalar, bizde bir merak uyandirmisti; acaba nereden geliyorlar ve nereye gidiyorlardi. Ancak gunde 3-5 tane olunca cok fazla ustunde durmayip, hayatimiza devam etmistik, ta ki dun geceye kadar. Genellikle gece uyurken cok susarim ve ayni anda tuvalete gitme ihtiyacim olur, yani midemde hep ayni miktarda sivi olmasi sart gibi bir durum soz konusu. Sebebini bilmiyorum, ama gozlemlerim beni bu sonuca getirdi. Kisir dongu gibi. Dun gece de suyumu icmis, tuvalete gitmistim. Oturdugum yerde terligimle 1-2 karincayla basladim, sonra 5-6 tane karincayi karinca cennetine gonderdim. Bir bakmisim oldugum yerin cevresini karinca mezarligina cevirmisim... Olulere saygimdan dolayi, bari yerdeki karincalara basmayayim diye dusunurken, bir de baktim ki, klozetin ici kizil-kahverengi!  Abartmiyorum, dalga dalga bir hareketlenme soz konusu. 1 cm'lik kirmizi karinca ordusu banyomuzu istila etmis. Gecenin 2'sinde nazik cigligimla uyanan biricik Oncel'im, aklimi kacirmamam icin beni yatagin ustune cikmaya ikna etti. Ama bir de baktim ki, yatagimizin cevresi, hali, her yer fildir fildir gezinen 1 cm'lik yaratiklarla kapli. 

Bir gece onceden Lost izleyip yatmis olmanin pratik zakaligiyla, derhal elektrik supurgesini kapip yerdekileri vakumladim, tabi bu arada Oncel de banyodakilerin icabina bakti. Bu yazilarimdan dolayi hayvanlari sevmeyen biri gibi algilanmak istemem. Bilakis, cok severim ama 2'den az, 4'ten cok ayaklilara karsi pek sicak degilim. Kendi habitatimda sadece bildigim ve musademizi alan canlilarin yasamasi taraftariyim. Kapimin onunde yasayan kertenkeleye karismayip, hayatina mudahale etmiyorsam, onlar da bana karismasin isterim. 

Gece 2'de yapilan temizlik ardindan tekrar uyumak benim icin biraz zordu. Artik beni kitap gibi okuyan Oncel, "sen bu gece kesin kabus gorursun" diyerek geri uyudu ama gozumu takip eden 2 saat boyunca kirpmadigim icin kabus gormedim.  

Haseratli oykuler umarim bununla kalir.

Herkese sevgiler, Gizmocan

11 Temmuz 2009 Cumartesi

Blogspot'un faydalari

Blogspot'a ilk baslarken amacim aileme ve sevdiklerime buradan havadisler vermek ve yasadiklarimi bir kenara not etmekti. Ancak yan faydalarini gun gectikce yasadim. Hic gormeden tanistigim 2 arkadasim oldu. Yakinda Almanya'dan buraya tasinacak olan Ozlem ve yaklasik 1,5 ay once Cidde'ye gelen Ferah :) 

Ferah'la aramizda karsilikli bir sevgi akisi oldu. Ne kadar sansliyim ki, iyi ve guzel insanlar hep beni buluyor. Bunun icin surekli Allah'a sukrediyorum. Ferah'cimla ilk mesajlasmadan, ilk telefon gorusmemize, hep mutlu oldum. 

Iki gunluk Istanbul seyahatimizde ayni Ferah gibi tatli annesi ile tanisma sansim oldu. Yarin da Ferah'la ilk kez gorusecegiz, ama sanki yillardir tanidigim bir arkadasimla bulusacak gibi hissediyorum. Simdiden cok heyecanliyim. Mutlulugumu sizlerle de buradan paylasmak istedim. :) 

Marhaban*

Ne kadar uzun bir sure miskinlik yapip yazmadim, tam hesaplamadim, ama cok oldugunun farkindayim. Mazeret degil, ama elim bilgisayara bir turlu gitmiyor, Internet baglantisi burada oldukca kotu. Bu yuzden kimi zaman insani cileden cikartiyor. Ben de sicaktan pek sabirli degilim sanirim, o yuzden bilgisayari neredeyse hic acmiyorum. Her neyse, artik bunlar geride kaldi. Bisiklete binmek gibi bir kere yapinca gerisi gelir diye umdugum bloglarima geri dondugumu bildirir, tum sevdiklerimi yeniden "Marhaban" (*Merhaba) diyerek selamlarim! :)

- Measselama (Hoscakalin) :))

17 Mayıs 2009 Pazar

Cidde'de Dogumgunu

Cok fena... artik ben yasimi soylerken yirmi kelimesiyle baslamayacagim.. "Otuz" diyecegim.. Bir sene sonra "Otuzbir" olacak, iki sene sonra "Otuziki" olacak ve bu boyle gidecek. Ruhunu 17'de dondurmus biri icin 30, oldukca korkutucu bir rakam. Ama Tunc'cugumun bana bu konudaki tavsiyesi oldukca cazip. "Neden yasini 29+1 diye dusunmuyorsun?" dedi, benim de cok hosuma gitti. Gecenlerde de Oncel'in birlikte calistigi Lubnan'li arkadaslari 15+15 onerisi getirdi. Dusununce sanirim bu daha cazip ;)

Simdi gelelim buradaki dogum gunu partime. Aslinda partimize. Nejat ve ben yakin tarihlerde dogdugumuz icin birlikte bir kutlama yapalim dedik. Pastalar tabi ki tarafimdan yapilmaliydi. Ama cok fazla ayakta kalmak hala belimi agrittigi icin ben isin kolayina kacip muffin yapayim, hem yemesi de daha pratik, tek kisilik olur diye dusundum, ama buyuk bir pasta yapmayi da ihmal etmedim.

 

Compound'un havuzbasinda yaptigimiz minik kutlamamiz oldukca keyifliydi, Oncel DJ'lik yapti, sevdigimiz arkadaslarimiz bizleri yalniz birakmadi, dans ettik, sohbet ettik, cocuklar gibi sendik. Darisi diger dogumgunlerinin basina :))

HastaHane 2

Gecen sefer size hastaneleri kisaca tanitmistim. Simdi biraz da doktorlardan bahsedelim. Yoga yaparken belimi incittigimi yazdigimi hatirliyorum. Ayaklarimi pergel gibi acip, oturdugum yerden saga ve sola tempolu bir sekilde nefes egzersizi yaparken, birden bir tik oldu ve ben kilitlendim. Gecer diye dusunmustum ama agrilar ve hareket edememem devam edince biz de 2. gun doktora gidelim dedik. Doktor rontgen cektirmemizi soyledi ve odasina neticeyle gittigimizde aynen su cumleleri kurdu: "Tam dusundugum gibi omurilikte kirik var, ameliyat 30 dakika surer, Elhamdulillah cok basariliyiz. Tarihe karar verdiginizde beni arayin." Simdi durup kendinizi benim yerime koyun. O kadar sasirdim ki (sadece sasirmadim, aptallastim), doktora agri kesici alayim mi, kas gevsetici sureyim mi, ya da korse taksam ise yarar mi? gibi basit sorular aklima gelmedi bile. Sok icinde doktorun odasindan cikinca ne yapacagimizi bilemiyorduk. Oncel annesini aradi, ben annemi aradim. Anneler birbirlerini aradi. Kisaca telefon operatorlerini o aksam biz zengin ettik. 

Rontgeni Turkiye'ye gonderdik. Rontgende gercekten omurilikte bir kirik oldugu tespit edildi, ancak bunun yeni degil 15 yil once oldugu soylendi. Spor yaparken belimi incitmisim ve farkina varmamisim. Ve saka gibi bu durum Suudi Arabistan'da ortaya cikiyor. Isi sansa birakmayan titiz Turk doktorlari bizden MR istedi ve gonderdigimizde neticelerimin temiz oldugu ortaya cikti. Bir hafta dinlenme neticesinde, agri kesici bile almadan yine eski halime donmustum. 

Ataturk ne demis, ben de aynisini diyorum: "Beni Turk doktorlarina emanet ediniz!" 

3 Mayıs 2009 Pazar

HastaHane

Daha once usuttugum icin gittim, dun de dermatoloji icin gittim, hatta bugun de dun yoga yaparken kendimi belimden sakatlayinca yeniden gidecegim; yeni ugrak yerim Saudi-German Hospital, yani Suudi-Alman Hastanesi. Ama adi ustunde degil, yani calisanlar ne Suudi'li ne de Alman. Burada oyle, kuruyorlar, gidiyorlar, bir tek isimleri kaliyor yadigar. Calisanlar genelde her yerdeki diger doktorlar gibi Hintli, Misirli ya da Suriye'li. 

Hastanedeki sistemleri cok basit. Alt katta ikamenizin bir fotokopisi ile kaydinizi yaptiriyorsunuz. Size uzerinde isminiz ve kayit numaranizin oldugu yesil renkte kredi karti gibi bir kart veriyorlar. Doktor ziyaretiniz icin randevu gerekmiyor, genelde aksam 6'dan 10'a kadar calisiyorlar. Bayanlara bayan doktor bakiyor; en azindan tercih sebebi oluyor. Doktorunuzu gormeden once vizite ucretinizi her katta bulunan resepsiyona oduyorsunuz. Size verilen yesil karti onlara veriyorsunuz; hani eskiden bizde de olan kredi karti slibi ceken makinalar vardi, sagdan soldan gecirirdik, onun gibi bir usulle kartinizin ustundeki kabartma bilgileriniz kagida cikiyor, size de sadece isminizin soylenmesini beklemek kaliyor. Olay bu kadar kolay. Yalniz doktor kalitesini cok tatmin edici buldugumu soyleyemeyecegim. Doktorlar neredeyse, fizyolojik problemleri kafamiza takmayarak cozum bulacagimizi soyleyecekler, o derece yani. 

Hastaneler ile ilgili diger detaylar ise oldukca gorulmeye deger, ama malesef fotograf cekemedim, siz gozunuzde canlandirin artik. Her bolumun kendi resepsiyonu var demistim, malum burasi da hastane, ama resepsiyon calisanlarinin zevkine gore dugun organizasyon sirketinin showroomu ya da cocuk odasinin bir bolumu gibi oldukca farkli konseptlerle sizi karsilayabiliyorlar. Tamam insan calistigi yeri benimsemeli, kendinden birseyler katmali ama kamuya bu kadar acik bir yerde bu kadar kisisellestirmek de bana bir tuhaf geldi.

Dun bir de doktorun verdigi ilaci almaya hastane girisindeki eczaneye gittik. Orada hayatimda gordugum en rukus adami gordum. Oncel'e caktirmadan cep telefonuyla fotografini cekmesi icin yalvardim ama yapmadi. Veznenin arkasindaki adamin nereli oldugu konusunda bir fikrim yok. Yani Arap diye gunahini alamam. Esmer tenli gencin giyimini tarif ediyorum. Siyah beyaz ince cizgili bir gomlek ile beyaz uzeri siyah puantiyeli bir kravat, tabi kravat kaymis vaziyette. Nasil? Begendiniz mi? O esnada hazir burdayken bir de goz doktoruna da ugramak gecti icimden ama sustum, evin yolunu tuttuk...

9 Nisan 2009 Perşembe

Patlak Lastik

Biricik Oncel'imi cok seviyorum, cunku o benim superman'im..

Ilk cumlenin baslikla ne ilgisi var demeyin, elin Arap memleketinde koskoca jeep'in patlayan lastigini tek basina degistiren bir kahraman o... Malum Turkiye'ye gelis yaklasti, getireceklerimi tamamlamak icin ve gezmekten en cok keyif aldigim kitapci Jarir'e gitmek icin evden ciktik.

Namaz saatini yolda gecirip, namazdan sonrasina yetismek icin trafige yakalanmamaya calisiyoruz; ama nafile, trafik oldukca yogun. Bir ara Oncel, gosterge panelinde lastik isiginin yandigini farketti. Bu lastik isigi neden unlemdir onu anlamiyorum. Illa bir noktalama kullanilacaksa neden unlem isareti lastikle bagdastirilmistir, bunu cozemedim. Bir kere de Turkiye'de benim basima gelmisti bu unlemli uyari, panik olmustum, Allah'tan yanimda bu islerden anlayan canim Gokce'cim ve kuzeni Merve vardi.

Bizim isigi farketmemizle birlikte, yandaki arabalardan da isaretler almaya basladik lastik ile ilgili, kenara cektik ve baktik ki lastik janta kadar inmis. Malum benim Oncel'im isini cok seven kocaman bir cocuk. Kumda oynamaya bayilan minikler gibi, o da her gun eve deterjan reklamlarindaki cocuklar gibi camur icinde geliyor. O gunde oyle olmustu, tunellerinden birinde kaynaklanan bir sorundan oturu o da tunele inmis, hem sicaktan, hem de tunelin kendi dogasindan nefis bir karisima bulanip eve oyle gelmisti. Disari cikiyoruz diye, temizlendi, ak-pak olduktan sonra benim en sevdigim t-shirtunu giyip cikmisti. Tabi nereden bileyim, benim minik cocugumun lastik ugruna arabanin altina girecegini ve yine ustunu basini kirletecegini?
Kenara cektigimiz yer fikra gibi; unlu bir lastik markasinin servis yeri ama malum namaz olunca burda heryer kapali. Biz iki kafadar, ben el kitabindan talimat vererek, Oncel de verilen talimatlari yerine getirmek suretiyle kocaman bir lastigi degistirdik ve Jarir'e dogru yola koyulduk.

Yanimizda dogru duzgun fotograf makinemiz olmadigi icin cep telefonu ile cekilmis goruntuler asagida :)

4 Nisan 2009 Cumartesi

Pastaci Gizmocan

Arabistan'a ilk geldigimde, zaman nasil gececek, arkadasim olacak mi, vaktimi nasil degerlendirecegim gibi kaygilarim vardi, hatta cevremde beni sevenlerin bu kaygilari daha fazlaydi. Ancak su anda yapmak istedigim bircok seye vakit bulamiyorum, bircok arkadasim var, kurslara basladim ve zaman gercekten yetmemeye basladi. 

Bunlardan biri de pasta tasarim kursu. 3 asamali bir kurs olan pasta kursumun ilkini gecen hafta bitirdim, sertifikami aldim. Ilgilenenler bilir, Wilton dunyada nam salmis bir marka. Gerek kendi urunlerini tanitmak, gerek evde profesyonel gorunumlu pastalar hazirlamak icin boyle bir kurs baslatmislar. Kursu veren arkadasim Burcu. Zaten boyle bir kurstan onun sayesinde haberim oldu. Kimbilir belki ilerde evde pasta yapip satmaya baslarim, gunlerin ne getirecegini kim bilebilir ki, degil mi?

 

Size su ana kadar yaptigim pastalardan birkacini gostermek istiyorum, yorumlarinizi bekliyorum :))

Ilk pastam Oncel'in birlikte calistigi is arkadasinin minik kizlari icin yaptim. Dunya tatlisi Natasha, pastasini gordukten sonra nasil mutlu oldu anlatamam. :) Takip eden gunlerde annesine hep pastasindan bahsetmis.

  

Muffinler bana ev oturmasina gelen arkadaslarima yapildi ama kimse kiyamayip yiyemedigi icin, Daisy'nin kizi Joy'a hediye ettim, cok sevindi. Malum bu tip seyler biraz kilo aldiriyor ve ayrica cocuklar bayiliyor. Zaten boyle tatli ve yagli yiyecekler bizim yasimizdakiler icin pek uygun degil.

 

Son pastamin kahramani tabiki bir tanecik Oncel'im. Kursu bitirmek icin gerekli final pastami Oncel'e adadim. Yalniz itiraf edeyim, 10 inch'lik (burada olculer boyle malesef, ben de zor alistim) kek hazirlamak icin kac tane kek telef ettigimi yazsam, Afrika'daki aclar beni linc eder. O yuzden soylemiyorum. 

Keki soguduktan sonra 3'e boldum ve icine 2 sira Oncel'imin sevdigi cilek recelinden koydum. Daha sonra keki Nejat'ta 3 Maymun filmini izlemeden once ben, Oncel, Zeki, Suat ve Neco afiyetle mideye indirdik.

25 Mart 2009 Çarşamba

Veled-i Arap

Cok seviyorum, cidden; ben Arap cocuklarini ilk geldigim gunden beri cok seviyorum. Normalde bizde olsa, sevmeye kalktigimiz cocuklar yabani olur, yuzlerini cevirir, utanir, bunalir... Bunlarda oyle degil, gulumsedigin zaman gulumsuyor, el salladigin zaman el salliyor, opucuk gonderiyor, seker birseyler yani..

Bugun de oyle oldu.. genelde alisveris merkezlerinde ya da marketlerde kurdugum cocuklarla el sallamaca, dil cikarmaca ve opucuk gondermece iletisimini bu sefer arabada kurdum. Arada bir denk geldigimiz trafik isiklarinda, yan arabadaki cocuklar surekli el salladilar, gulumsediler, sevgilerini gosterdiler. Kimse de "noluyor, niye cocugumuza opucuk gonderiyorsun" demedi...

Seviyorum onlari... Keske hep cocuk kalsalar...

24 Mart 2009 Salı

Mangal Keyfi

Ayiptir soylemesi, son zamanlarda konu hep yemeklerden acildi gibi oldu ama, domestik hayatimiza son hiz devam etmekle birlikte, buna biraz da testesteron ekleyip, yemek rotamizi mangala cevirdik...

   

Gecen gun plajdan gelince, bir gun once benim gece yarasi sosladigim tavuklar, Danube'dan hazir aldigimiz soslu et, Nejat'larin Turk Bakkal'indan aldiklari sucuklar, patlican, sogan ve patatesle kendimize bir ziyafet cektik.

Benim bocek korkumu gecen ay bizzat yasayan Oncel'cim, yine ufak atlattigimiz bir bocek macerasindan sonra, (bu sefer kahramaniz Suat'ti) gelecek mangal sefamiz icin bocek ve ucan haserat ciz-biz aletinden almayi da ihmal etmediginin bilgisini tum sevenlerle paylasmak isterim.

19 Mart 2009 Perşembe

Domestik Yasam

Artik gezenti bir insan oldum ciktim. Evde yemek yaptigim yok. Aldigimiz kilolar (daha dogrusu Oncel'in aldigi kilolar; ama kocami burda da yalniz birakmak istemedim :) ) ve artik aksamlari hafif birseyler yiyelim karari bunda etkili, ancak benim gun be gun artam cevrem ve hergun neredeyse bir plan program olmasi, evde cok az vakit gecirmeme neden oluyor. 

Dun cok gezmemin vicdan azabiyla, (onceki gun Burcu, daha onceki gun kizlar grubu, dun de Carine'le bulusmamizdan sonra) eve gelip kollari sivayarak, Oncel'in siparisi olan kabak dolmasini yapmaya giristim. Oyle boyle degil, bir basladim; kabak dolmasi, domates dolmasi, yaprak sarmasi, sonra da 'aman kabak icleri ziyan olmasin' diye de mucver.. Birden durup kendime baktigimda, eve hakim keskin bir sogan kokusunun varliginin aslinda beni nasil da domestik yaptigini farkettim. Butun bunlarin ardindan yaptigim firinda tavuk-patates-mantari saymis miydim? Onu da ekleyin... ve ev parfumu olarak Turkiye'den tasidigim buhurdanliklara konan aromalarin aslinda fani seyler oldugunu, evi ev yapanin sogan-sarimsak kokusu oldugunu bir kez daha anladim :) 

Kisaca yeni profesyonel yasantim oldukca basarili devam etmekte.. Firinda tavugum Oncel ve Nejat tarafindan cok begenildi. Bugun de dun bir gaz yaptigim dolmalari midemize indirecegiz. 

Agzinizin suyunu akittiysam ozur dilerim :)